Spor yapmak istediğim ama bir türlü başlayamadığım uzun bir dönem geçirdim. Spor salonu üyeliği aldım, bir iki ay gittim, sonra bıraktım. En sonunda kendime sordum: “Hangi hareketi yapmaktan zevk alıyorum?” Cevap şaşırtıcı biçimde basitti: yürümek.
Küçük başlamak
İlk hedefim sadece günde yirmi dakika yürümekti. Adım sayısını takip etmedim, sadece zaman ayırdım. Yirmi dakika kısa görünür, ama bir şeyi alışkanlık yapmak için yeterli bir başlangıç. İlk haftanın sonunda otuz dakikaya çıktım, ikinci hafta kırk beş dakikaya.
Büyük hedefler başlangıçta motivasyon verir ama kısa sürede yorar. Ben kendime “bugün yürüyemezsem en az on dakika yürürüm” kuralını koydum. Bu kural, mükemmeliyetçiliğe kapılmadan sürekliliği korudu.
Mevcut rutine bağlamak
Yeni bir alışkanlığı eski bir alışkanlığa bağlamak, benim için en etkili yöntem oldu. Örneğin sabah kahvemi içtikten sonra ya da akşam işten çıktıktan hemen sonra yürüyüşe çıkıyorum. Böylece “ne zaman yürüyeceğim” sorusunu her gün yeniden düşünmüyorum.
Toplu taşıma kullanıyorsanız, bir durak önce inip kalan mesafeyi yürümek de iyi bir seçenek. Ben iş yoluma böyle on beş dakika ekledim. Fark etmeden günlük hareketim arttı.
- Yürüyüşü sabit bir saate ve mevcut bir alışkanlığa bağlayın.
- Rota çeşitliliği ile sıkılmayı önleyin.
- Yağmurlu günler için kapalı bir plan yapın (alışveriş merkezi, müze gibi).
Sonbahar yürüyüşlerinin tadı
Sonbahar, yürüyüş için yılın en güzel mevsimlerinden biri. Havanın serinliği yorgunluğu azaltıyor, yaprakların rengi ise yolu güzelleştiriyor. Geçen hafta bir ormana yakın parkta yürürken, ayağımın altında kuru yaprakların çıtırdadığını duydum ve çocukluğuma gittim.
Kulaklık takıp podcast dinleyerek yürümeyi de seviyorum, ama bazı günler sadece çevrenin sesini dinliyorum. Her ikisinin de ayrı bir keyfi var. Podcast zihin için, sessizlik ise ruh için.
Sonuç
Altı hafta sonra kendimi daha enerjik ve uykum daha düzenli buldum. Bunun yalnızca yürüyüşten kaynaklandığını iddia edemem, çünkü hayatta pek çok etken var. Ama yürüyüşün katkısı olduğuna inanıyorum.
Ayakkabı ve ekipman
Yürüyüş için pahalı bir ekipman gerekmiyor ama rahat bir ayakkabı gerçekten önemli. Ben bir yıl boyunca eski bir ayakkabıyla yürüdüm ve sonunda baldırlarımda ağrı başladı. Düzgün bir çift spor ayakkabı aldıktan sonra sorun geçti. Ayakkabıyı mağazada akşam saatlerinde denemenizi öneririm; ayaklar gün sonunda biraz şişer.
Yağmurluk ve ince bir polar mont da kullanışlı. Havanın kötü olduğu günlerde yürüyüşü bırakmak yerine kıyafeti değiştirmek, alışkanlığın devamlılığını sağlıyor. Bir de küçük bir su şişesi çantanızda olsun.
Yürüyüşlerimi bazen bir arkadaşla yapıyorum. Konuşarak yürümek zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmiyor ve birbirimize karşı bir sorumluluk hissettiriyor. Bir arkadaş “yarın yine çıkıyor muyuz?” diye sorduğunda, bahane bulmak daha zor oluyor. Bu sosyal destek, alışkanlıkların sürmesinde sandığımdan çok daha etkili.
Yürüyüşte zihin
Yürürken sorunlara bakışımın değiştiğini fark ettim. Masa başında çözemediğim bir fikir, yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından kendiliğinden netleşiyor. Bu yüzden iş arasına yürüyüş koymayı alışkanlık edindim. Bu, bilimsel bir iddia değil, sadece kendi gözlemim ama yazı yazarken ya da karar verirken çok işime yarıyor.
Sağlıkla ilgili özel bir durumunuz varsa, yeni bir egzersiz rutinine başlamadan önce doktorunuza danışmak her zaman doğru. Bunun dışında, ayakkabılarınızı giyip kapıdan çıkmak çoğu zaman gereken tek şey.
Kapak fotoğrafı: Iurie Nistor / Wikimedia Commons (CC0)











