Kapadokya’ya ilk gittiğimde herkes gibi gökyüzündeki balonlara bakıp kalmıştım. Bu sonbahar yeniden gidince kendime başka bir söz verdim: bu kez gökyüzüne değil, yere bakacağım. Yani vadilerde yürüyeceğim. Sonuç, bir hafta sonunun nasıl bu kadar uzun hissettirebileceğine dair küçük bir şaşkınlıktı.
Neden sonbahar?
Yazın bölge sıcak ve kalabalık oluyor. Sonbaharda ise hava yürümeye tam uygun: öğle saatlerinde ılık, sabah ve akşam serin. Kayalıkların rengi de ışığa göre değişiyor; sabahın erken saatinde pembeye, öğleden sonra bala çalan bir tona dönüyor. Fotoğraf çekmeyi seven biri değilim ama telefonum yine de dolup taştı.
Kalabalığı seven biri de değilim. Bu yüzden gününü ikiye böldüm: sabah erken yürüyüş, öğle saatlerinde bir çay molası ve bir şeyler yemek, akşamüstü yine açık havada olmak. Gün ortasındaki yoğun saatleri, tarihî mekânları ya da küçük atölyeleri gezmeye ayırmak iyi fikir çıktı.
Vadilerde yürümek için pratik notlar
Göreme çevresindeki vadiler, kısa mesafelerle bağlanıyor. Yürüyüş rotalarının çoğunda net bir tabela yok; bu yüzden telefonuma çevrimdışı harita indirdim ve yanıma su aldım. Taşlar bazı yerlerde kaygan, bu yüzden tabanı tutuşlu bir ayakkabı gerçekten fark yaratıyor. Sneaker ile gidip sonra pişman olanları gördüm, kendi deneyimim de buna yakın.
- Yanınıza bol su ve atıştırmalık alın; vadi içinde satış noktası her yerde yok.
- Güneş battıktan sonra yürümeyin, patikalar karanlıkta zorlaşıyor.
- Yerel rehber ya da pansiyon sahibinden rota tavsiyesi istemek her zaman en iyi yöntem oldu.
Pansiyon sahibi, ilk gün bana kısa bir rota çizdi ve ikinci gün için başka bir tane önerdi. Böyle küçük yerel tavsiyeler, kalabalık listelerinin hiçbirinden daha doğru çıktı.
Balon turu şart mı?
Balon turu güzel bir deneyim olabilir ama bütçeyi hızla yükseltiyor ve hava koşullarına bağlı olarak iptal edilebiliyor. Benim önerim şu: bunu seyahatin tek amacı yapmayın. Aynı gökyüzü manzarasını, bir tepeden ya da panoramik bir noktadan, ücretsiz izlemek de mümkün. Sabahın erken saatinde balonların kalkışını kahveyle izlemek bana yetti.
Dönüş yolunda aklımda kalan şey manzaradan çok sessizlikti. Vadinin içinde, rüzgârın taşlara çarpışını duyabildiğim bir an vardı. İnsan bazen bir yerin sessizliğini görmek için kalabalığın dışına çıkmak zorunda kalıyor.
Kendime not
Bir dahaki sefere en az üç gün ayıracağım. Bir günlük “tur” mantığıyla Kapadokya’yı görmek mümkün değil; yürümek, durmak ve yeniden yürümek gerekiyor. Eğer siz de sonbaharda gitmeyi düşünüyorsanız, hafta içi bir tarihi tercih edin. Bunun hem fiyatlara hem de sakinliğe iyi geldiğini gördüm.
Konaklama ve ulaşım üzerine
Kapadokya’da kalacağınız yer, deneyimi doğrudan etkiliyor. Ben Göreme’de küçük bir taş pansiyonu seçtim; odalar kayanın içine oyulmuştu ve geceleri şaşırtıcı derecede sessizdi. Alternatif olarak Uçhisar ve Ürgüp gibi yerler de var; her birinin atmosferi biraz farklı. Merkezde kalırsanız yürüyerek çok şey görebilirsiniz.
Ulaşım için ise bölgede araç kiralamak ya da günlük turlara katılmak mümkün. Ben iki gün yürüdüm, bir gün de yerel bir minibüsle çevre köylere gittim. Bütçeyi düşünenler için toplu taşıma seçenekleri sınırlı olduğundan, saatleri önceden öğrenmek iyi olur. Özellikle sezon dışında seferler seyrekleşebiliyor.
Sizin Kapadokya’da keşfettiğiniz, rehberlerde yazmayan bir köşe var mı? Yorumlarda paylaşırsanız bir sonraki gidişimde listeme eklerim.
Kapak fotoğrafı: Brocken Inaglory / Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)











