Mardin’i fotoğraflarda gördüğünüzde bir sahneye benziyor: yamaca basamak basamak yerleşmiş taş evler ve aşağıda uzanan ova. Gerçekte ise o fotoğrafların anlatamadığı bir şey var, o da zamanın hızı. Burada herkes bir şeyleri biraz daha yavaş yapıyor ve birkaç saat sonra siz de aynısını yapıyorsunuz.
Taşın şehri
Mardin’in eski mahallesinde dolaşırken en çok dikkatimi çeken şey taşın işçiliği oldu. Kapı önlerindeki oymalar, pencere çerçeveleri, küçük avlulara açılan kemerli geçitler… Hepsi aynı kalkerden yapılmış ama her binanın kendine ait bir kişiliği var.
Şehir, farklı toplulukların yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığı bir yer olarak biliniyor. Kiliseler, camiler ve medreseler birbirine çok yakın. Burada kesin tarihlerden çok genel bir atmosferi aktarmak istiyorum, çünkü yanlış bilgi vermekten çekiniyorum; ama dolaşırken bu çok katmanlı yapıyı fark etmemek mümkün değil.
Kaybolmak iyi bir plan
Sokaklar dar ve merdivenli. Haritaya bakarak ilerlemek yerine bir noktadan sonra telefonu cebime koydum. Bir ara kendimi küçük bir çıkmaz sokakta buldum; bir kadın kapı önünde oturuyordu, gülümseyip yolu tarif etti. Bu karşılaşmalar rehberlerde yazmıyor ama şehri bir yer olmaktan çıkarıp insanlarla dolu bir yere dönüştürüyor.
- Ayakkabınız rahat olmalı; sokaklar sürekli yokuş.
- Yaz aylarında öğle saatlerinde sıcak çok yüksek olabilir; sabah ve akşamı değerlendirin.
- Özel evlerin önünde fotoğraf çekerken izin istemeyi unutmayın.
Sofrada Mardin
Yemekler konusunda kendi damak tadımdan konuşuyorum; elbette herkesin farklı fikri olabilir. Ama sofrada hissettiğim şey, yemeklerin acelesiz hazırlanmış olmasıydı. Baharatların dengesi, ekmeğin sıcaklığı, çayın demi. Sade bir kahvaltı bile üzerinde düşünülmüş gibiydi.
Bir akşam, yamaçtaki bir terasta yemek yedim. Aşağıda Mezopotamya ovası uzanıyordu ve ışıklar yavaş yavaş yanıyordu. Bu manzaranın içinde garsona hesabı istemek bile kıyıcılık gibi geldi. Bir bardak çay daha istedim ve bekledim.
Mardin’e gitmeden önce
Mardin’e ulaşım için şehrin kendi havalimanı var; ayrıca çevre illerden karayoluyla gelmek de mümkün. Konaklama için eski mahalledeki butik oteller ve taş pansiyonlar öne çıkıyor. Yaz aylarında sıcaklar yüksek olabildiği için ilkbahar ve sonbahar daha rahat bir tercih. Ben sonbaharı seçtim ve hava tam yürümelik bir serinlikteydi.
Gitmeden önce mutlaka yerel kültür ve ibadet yerlerine ilişkin saygı kurallarını öğrenin. Bazı yapılar belirli saatlerde ziyarete kapalı olabiliyor. Bu tür ayrıntılar, gezinin daha sorunsuz geçmesini sağlıyor.
Şehirde kaldığım son akşam, çarşıdan küçük bir el işi hediyelik aldım. Satıcı bana nasıl yapıldığını anlattı ve ben bunu yıllar sonra bile hatırlayacağımı biliyorum. Seyahatlerden eve getirdiğimiz şeylerin en değerlisi, çoğu zaman bir nesne değil, bir hikâye oluyor.
Mardin’e tekrar gitmek istiyorum. Bu kez daha uzun kalacağım ve çevredeki köyleri de gezeceğim.
Saygı ve gözlem
Mardin’de gezerken bir kez daha anladım ki, yerel yaşama saygı duymak en önemli seyahat kuralı. Özel evlerin önünde yüksek sesle konuşmamaya, ibadet yerlerinde uygun giyinmeye ve fotoğraf çekerken izin istemeye özen gösterdim. Bu nezaket karşılığını verdi: insanlar bana çay ikram etti, bana bölgeyi anlattı ve yol gösterdi.
Mardin’den dönerken aklımda iki şey kaldı: taşın ısısı ve insanların sabrı. Belki de şehri anlamanın yolu, onun hızına ayak uydurmaktan geçiyor. Ben denedim ve işe yaradı.
Kapak fotoğrafı: Hamdigumus / Wikimedia Commons (CC0)











