Kış Gelmeden Ege Köylerine Veda: Alaçatı ve Çevresinde Üç Gün

Yaz kalabalığı çekildikten sonra Ege köylerinin gerçek yüzünü görmek isteyenlere: sonbahar ortasında üç günlük Alaçatı gezisinden aklımda kalan notlarım.

Ege köylerini yaz aylarında görenler, onların başka bir hâli olduğunu çoğu zaman bilmez. Eylül sonu ve Ekim’de kalabalık çekilir, taş sokaklar yeniden yürünebilir hâle gelir, kafelerde yer bulmak zorlaşmaz. Ben bu yıl kışa girmeden önce üç günlüğüne Alaçatı’ya gittim.

Sezon sonu cazibesi

Alaçatı’yı yazın hep kalabalık hatırlıyordum: sokaklar insan dolu, sahil bar müziğiyle gürültülü. Ekim’de ise sokaklar hâlâ canlı ama bunaltıcı değil. Dükkânların bir kısmı açık, bir kısmı sezonu kapatmış. Bu, gelmeden önce internetten kontrol etmeniz gereken bir nokta; ben bunu atlamıştım ve gitmek istediğim bir restoranı kapalı buldum.

Fiyatlar da yazla kıyaslanamayacak kadar farklıydı. Konaklama ücretleri belirgin biçimde düşüktü. Tabii bu, hava durumuyla takas edilen bir avantaj; deniz soğumuş olabilir ve rüzgâr serin esebilir.

Yapılacaklar listesi

Üç gün için çok ambitiyöz bir plan yapmadım. Sabahları taş sokaklarda yürüdüm, öğleden sonra sahilde oturdum ve akşamları yerel bir lokantada yemek yedim. Bölgede yetişen otlar, zeytinyağlı yemekler ve deniz ürünleri ön plandaydı.

Alaçatı’nın rüzgârlı bir yer olması nedeniyle rüzgâr sörfü ve uçurtma sörfü ile tanınıyor. Ben bu sporları yapmayı denemedim ama sahilde kısa bir süre izlemek bile insanı canlandırıyor. Sonbaharda da suya girenler vardı.

  • Sabah erken saatlerde taş sokakları dolaşın; ışık çok güzel.
  • Çevredeki küçük köyleri ve zeytinliklerini de gezmek için araç kiralamak işe yarıyor.
  • Akşamları hava serinleyebilir, hafif bir ceket alın.

Mevsimin geçişini izlemek

Bir yazı kapatıp yeni bir mevsime girmeye yakın bir yerde olmak, bana nedense hüzünle birlikte huzur da getiriyor. Sahildeki sandalyelerin üst üste dizildiğini, dükkân sahiplerinin tabelaları indirdiğini gördüm. Hepsi bir sonraki sezona hazırlık gibiydi.

Dönüşte arabada düşündüm: Belki de bir yeri en iyi tanıma yolu, onun kalabalık olmadığı zamanda ziyaret etmektir. Çünkü o zaman yerin kendisi konuşuyor, kalabalığı değil.

Gitmek isteyenler için kısa notlar

Sezon sonunda Alaçatı’ya ulaşım, İzmir’den araçla yaklaşık bir saatlik bir yolculuk. Toplu taşıma da var ama saatleri sezon dışında seyrekleşebiliyor; bu yüzden aracınız yoksa saatleri önceden kontrol edin. Konaklama için sezon dışında butik otellerde belirgin indirimler olabiliyor, ama bazıları kış için kapanıyor.

Hafta içi gitmek ise ayrı bir keyif; sokaklar neredeyse boş ve esnaf sizinle sohbet etmeye daha istekli. Ben bir dükkân sahibinin bana bölgenin yüzyıllık zeytinliklerini anlattığını hatırlıyorum. O sohbetin tadı hâlâ damağımda.

Yazılarımda sık sık söylediğim bir şey var: seyahat ederken beklentiyi düşük tutmak, sürprizlere yer açıyor. Alaçatı’da da öyle oldu. Plan yapmadan çıktığım bir sabah yürüyüşünde küçük bir fırın keşfettim ve oradan aldığım sıcak bir poğaçayla sahilde oturdum. Bu, tatilin en güzel anıydı.

Yemek notu

Ege mutfağının otlu yemekleri sonbaharda ayrı bir tat taşıyor. Radika, şevketi bostan, ebegümeci gibi otları yerel bir lokantada zeytinyağlı olarak denedim. Garson hangi otun ne olduğunu sabırla anlattı. Bir tabak otun, bir şehirde bir mevsimin özetini verebileceğini düşünmüştüm hiç.

Bir sonraki durağım belki Datça olur. Ege’nin daha sakin kalmış köşelerinden biri olduğunu duydum ama bunu kendi gözümle görmeden yazmak istemiyorum. Görürsem sizinle paylaşırım.

Kapak fotoğrafı: Nihat1988 / Wikimedia Commons (CC BY 3.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…