Neden Hâlâ Kâğıda Yazıyorum: Not Defteri Tutmanın Küçük Faydaları

Dijital notlar varken kâğıt ve kalemden vazgeçmedim. Günlük yazmanın bana ne kattığını, nasıl bir sistem kurduğumu ve neden sade tutmayı seçtiğimi anlatıyorum.

Telefonumda üç not uygulaması, bilgisayarımda iki tane daha var. Yine de her sabah çantamdan küçük, kareli bir defter çıkarıyorum. Bunu açıklamak biraz zor; ama deneyimlerimi yazmak, neden devam ettiğimi anlamama yardımcı olabilir.

Yavaşlatan bir araç

Elle yazmak, düşünmekten daha yavaş. İlk bakışta bu bir dezavantaj gibi görünüyor, ama benim için tam tersi. Düşüncelerim kâğıda dökülürken yavaşladığı için daha net oluyor. Klavyede bir cümleyi sildiğimde iz bırakmıyor; kâğıtta ise üstünü çizsem bile ne düşündüğüm görünüyor.

El yazısının öğrenmeye etkisini inceleyen çalışmalar olduğunu biliyorum, ancak ayrıntılarını burada vermeyeceğim çünkü kaynaklarını doğrulamadan yazmak istemiyorum. Benim deneyimim ise şu: elle yazdığım şeyleri daha iyi hatırlıyorum.

Sistemim: çok basit

Karmaşık sistemler kurmayı çok denedim. Renkli kalemler, etiketler, dizin sayfaları… Hepsi kısa sürede yoruyordu. Şimdi çok basit bir şey yapıyorum: her gün başlığa tarih yazıp altına o günün aklımdakilerini döküyorum. Üç bölüm var: yapılacaklar, düşünceler ve bir güzel şey.

“Bir güzel şey” kısmı benim en sevdiğim kısım. Günün sonunda küçük de olsa iyi bir şeyi not ediyorum: bir sohbet, bir yemek, güzel bir ışık. Defteri geriye doğru karıştırdığımda bunların birikimi beni gülümsetiyor.

  • Her gün tarih atın.
  • Yapılacaklar, düşünceler ve bir güzel şey: üç bölüm yeterli.
  • Defteri sürekli yanınızda taşıyın.

Mükemmel yazmaya gerek yok

Defter tutmayı bırakanların çoğunun sebebi, güzel yazamama kaygısı. Benim defterimde kötü el yazısı, silinmiş cümleler, yarım kalmış fikirler var. Kimse okumayacak, bu yüzden dürüst olabiliyorum. Bu özgürlük, defter tutmanın en büyük hediyesi.

Bazen sadece “bugün yazacak bir şey yok” yazıyorum. Ve bu da bir not. Çünkü gün içinde hiçbir şey olmadığını fark etmek de bir farkındalık.

Dijitalle birlikte yaşamak

Kâğıdı dijitalin karşıtı olarak görmüyorum. Alışveriş listesi, randevu ve paylaşılan notlar için telefonumu kullanıyorum. Ama düşünmek, plan yapmak ve kendimle konuşmak için defter. Bu ayrım, her aracı kendi işinde kullanmamı sağlıyor.

Defter seçimi

Defter seçerken çok kafa yormuyorum. Kareli, orta boyutlu, sayfaları kolay açılan bir defter yeterli. Pahalı defterler bana yazma baskısı yaratıyordu; ucuz bir defter ise “mahvetmekten” korkmadan yazmama izin veriyor. Kalem olarak da ince uçlu, düzgün akan bir jel kalemi seviyorum.

Defter dolduğunda ön sayfasına tarih aralığını yazıp rafa koyuyorum. Aylar sonra bakıp “bu dönem nasıl bir ruh hâlindeydim?” diye düşünmek çok ilginç. Küçük bir zaman kapsülü gibi; ben ona hâlâ yazıyorum.

Not defterinin bir başka faydası da hatırlamak: bir yıl önce bugün ne düşündüğümü, hangi kitabı okuduğumu, kimle konuştuğumu geri dönüp görebiliyorum. Bu, kendime ait küçük bir arşiv. Yıl sonunda defterleri karıştırıp en güzel anları ayrı bir sayfaya yazmayı seviyorum.

Başlamak isteyenlere

Eğer hiç defter tutmadıysanız, sorulara cevap vermeyi deneyin: bugün ne oldu, ne hissettim, yarın ne yapacağım. İlk haftalar garip gelebilir ama bir süre sonra kendi sesiniz ortaya çıkıyor. Bir de bulduğunuz güzel cümleleri defterin arka sayfasında biriktirin; benim “alıntılar” bölümüm en sevdiğim yer.

Bir deneme önerebilirim: bir hafta boyunca her akşam beş dakika yazın. Ne yazdığınız önemli değil. Hafta sonunda eski notlarınıza bakın. Büyük ihtimalle, o beş dakikaların biriktirdiği şeye şaşıracaksınız.

Kapak fotoğrafı: Shixart1985 / Wikimedia Commons (CC BY 2.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…