Sait Faik’in Adası Burgazada: Hikâyelerin Geçtiği Sokaklarda Bir Gün

Sait Faik'in hikâyelerini okuyup Burgazada'ya gitmek, kitapla yeri birleştirmenin güzel bir yolu. Bir günlük ada yürüyüşüm ve aklımda kalan cümleler üzerine bir yazı.

Bazı yazarlar bir yerle öyle bütünleşir ki o yeri gezmek, onları okumanın başka bir biçimi olur. Sait Faik Abasıyanık için bu yer Burgazada. Geçen hafta sonu, Kabataş’tan kalkan bir vapura binip adaya gittim. Yanımda eski bir hikâye kitabı vardı ve onu yol boyunca açmadım bile; çünkü dışarıdaki manzara yeterince hikâye anlatıyordu.

Yazar ve ada

Sait Faik, 1906’da Adapazarı’nda doğdu ve 1954’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Hikâyelerinde balıkçıları, ada sakinlerini, küçük insanları ve denizi sık sık anlatır. Burgazada’daki evi, bugün müze olarak ziyaret ediliyor. Yazarın adasına bakınca onun neden hep o küçük detayları yakaladığını anlıyorsunuz: ada küçük, ama içinde dünyalar var.

Adaya vardığımda önce iskeleye yakın küçük bir kafeye oturdum. Çay içerken balıkçı teknelerinin sakince salındığını izledim. Sait Faik’in yazılarındaki o gözlem gücü, bu manzarada kendiliğinden anlam kazanıyordu.

Yürüyüş rotam

Adada motorlu araç yok denecek kadar az; yürümek asıl ulaşım yolu. Ben iskeleden başlayıp sahil boyunca ilerledim, sonra evlerin arasındaki dar sokaklara saptım. Çam ağaçları, bahçe duvarlarından sarkan begonviller ve sessizlik… Yer yer yürüyüşü bırakıp bir banka oturdum ve sadece dinledim.

Sait Faik Müzesi’ne vardığımda ziyaret saatlerinin sınırlı olabileceğini hatırladım. Gitmeden önce güncel çalışma günlerine bakmanızı öneririm, ben bu konuda şanslıydım. Müzenin içinde yazarın eşyalarını, kitaplarını ve el yazısı notlarını görmek, onu bir isimden çok yaşayan bir insana dönüştürdü.

  • Vapur saatlerini mutlaka kontrol edin; dönüş seferini kaçırmak istemezsiniz.
  • Yanınıza su ve hafif bir atıştırmalık alın.
  • Hafta içi gitmek daha sakin bir deneyim sunuyor.

Okumak ve görmek arasında

Bir yazarı yerinde anlamak, metinle kurduğunuz bağı değiştiriyor. Dönüş vapurunda kitabı nihayet açtım ve bir hikâyeyi baştan sona okudum. Cümleler artık daha tanıdık, daha dokunulabilir geliyordu. Ada, kitabı yeniden yazmıştı sanki.

Sait Faik adına her yıl verilen bir hikâye armağanı olduğunu da biliyoruz. Bu, yazarın Türk edebiyatında hâlâ ne kadar önemli bir yerde durduğunun göstergesi. Ben bu ödülün güncel kazananlarını burada saymayacağım, çünkü bu yazı bir güncel haber değil, kişisel bir gezi notu.

Eve dönerken

İstanbul’un gürültüsüne geri dönerken içimde garip bir dinginlik vardı. Edebiyat, bazen bir yerin sessizliğini taşımanın yolu. Sait Faik’i okuyanlara bir öneride bulunmak isterim: bir gün adaya gidin. Belki hikâyelerdeki balıkçıyı görmezsiniz ama o havayı soluyacaksınız.

Burada yazdıklarımın hiçbiri bir rehber kitabın yerini tutmaz; ama umarım okuyanlara adaya gitme isteği verir.

Adaya gitmek isteyenler için

Burgazada, Kabataş ve Bostancı iskelelerinden kalkan şehir hatları vapurlarıyla ve deniz otobüsleriyle ulaşılabilen Kızıl Adalar’dan biri. Seferlerin sıklığı mevsime ve güne göre değiştiği için güncel tarifeyi kontrol etmek gerekiyor. Hafta sonları vapurlar kalabalık olabilir; sabah erken saatleri tercih edin. Adada yemek için balık lokantaları ve küçük kafeler bulunuyor, ama sezon dışında bazıları kapalı olabiliyor.

Kitap olarak yanınıza Sait Faik’in Semaver ya da Lüzumsuz Adam gibi eserlerinden birini alabilirsiniz. Ben ise bu kez hiçbirini okumadan, sadece havayı soluyarak gezdim ve eve döndüğümde kitaplığımdan birini çıkardım.

Ben bir sonraki ziyaretimde kitabı gitmeden önce bitirmiş olacağım. Böylece sokakları yeni bir bilgiyle, belki de yeni sorularla dolaşırım.

Kapak fotoğrafı: Oystercard / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…