Nobel Edebiyat Ödülü Üzerine Düşünceler: Bir Okur Ne Bekler?

Her Ekim ayında edebiyat dünyası Stockholm'e çevrilir. Ödüllerin okur olarak bana ne söylediği, ne söylemediği ve nasıl yeni yazarlar keşfettiğim üzerine kişisel bir yazı.

Ekim ayı gelince sosyal medyada hep aynı hareketlilik başlıyor: Nobel Edebiyat Ödülü kime gidecek? Ben bu tartışmaları uzaktan izlemeyi seviyorum. Çünkü bu ödül, bir yarışmadan çok bir fenerin, o yıl ışığı hangi yöne tuttuğunun işareti gibi geliyor bana.

Ödülün kısa geçmişi

Nobel Edebiyat Ödülü, ilk kez 1901’de verildi ve İsveç Akademisi tarafından her yıl açıklanıyor. Açıklama genellikle Ekim ayında yapılıyor. Türkiye’de bu ödülü alan isim Orhan Pamuk; 2006 yılında kazandı. Bu temel bilgiler, ödülün çerçevesini anlamak için yeterli.

Bu yılın sonuçlarını burada tartışmayacağım. Çünkü bu yazı bir haber değil; bir okurun, ödülle olan ilişkisini anlatan kısa bir deneme. İsteyen güncel açıklamaya resmî kaynaklardan ulaşabilir.

Ödül, okuma listemi nasıl etkiliyor?

Dürüst olmam gerekirse, ödül açıklanınca ilk yaptığım şey yazarın kitaplarını hemen satın almak değil. Önce hakkında biraz okuyorum, çevirisi var mı bakıyorum. Bazı yazarların Türkçeye çevirisi hızla yayımlanıyor, bazıları ise yıllarca beklemek zorunda kalıyor. Bu durum bana çeviri emeğini hatırlatıyor.

Ödül almış bir yazarı okumak her zaman keyifli olmuyor. Bazen metin çok uzak geliyor, bazen de beklenmedik bir şekilde içime işliyor. Bunu bir başarısızlık olarak görmüyorum. Edebiyat beğeni meselesi ve herkes için aynı kitap iyi olmuyor.

  • Yeni bir yazara önce kısa bir hikâye ya da denemeyle başlayın.
  • Çeviri kalitesi için çevirmenin diğer işlerine bakın.
  • Bir kitap sevilmediyse bırakmak serbest.

Ödüllerin sınırı

Ödüller önemli, ama edebiyatın ölçüsü sadece onlar değil. Hiçbir büyük ödül almamış nice yazarın kitabı bende yaşamaya devam ediyor. Aksine, ödüllü bir yazarın kitabını yarıda bıraktığım da oldu. Bu yüzden ödülleri bir başlangıç noktası olarak görüyorum, hüküm olarak değil.

Çoğu zaman en iyi keşifleri bir arkadaşın tavsiyesinden, bir kütüphanecinin önerisinden ya da bir sahaftaki rastlantıdan yapıyorum. Bunlar, hiçbir liste ya da komite kararının veremeyeceği türden şaşırtıcı karşılaşmalar.

Bu hafta ne okuyorum?

Bu hafta masamda üç kitap var: biri bir öykü derlemesi, biri bir deneme kitabı, biri de yıllardır okumayı ertelediğim bir roman. Hangisini bitireceğimi bilmiyorum. Önemli olan her akşam birkaç sayfa okuyabilmek.

Bir de şunu eklemek isterim: ödül haberleri çıktığında yazarın en bilinen bir iki kitabına odaklanmak yerine, daha az bilinen bir eserini aramak güzel bir yöntem. Çoğu zaman en ilginç metinler, kimsenin dikkat etmediği küçük kitaplar oluyor. Kütüphane kataloglarında bir yazarın tüm eserlerine göz atmak, bu açıdan keyifli bir keşif yolculuğu.

Sonuçta edebiyat ödülü, bir yazarı okumak için bahane olabilir, ama okumayı sürdürmek için asıl bahane merak. Merakı canlı tutmak, bir ödülden çok daha değerli.

Çeviri meselesi

Bir yazarın ödül alması, çeviri dünyasında da hareketlilik yaratıyor. Yayınevleri hakları almak için çabalıyor, çevirmenler büyük bir iş yükünün altına giriyor. Ben çevirmenlerin bu süreçteki emeğini sık sık düşünüyorum. Çünkü okuduğumuz her cümle, aslında iki dilin arasında verilmiş bir kararlar silsilesi. Bu yüzden kapağa bakarken çevirmenin adını da okumaya özen gösteriyorum.

Bir yazarın dilini başka bir dile aktarmak, yeniden yazmaktan farksız. İyi bir çeviri, orijinaliyle yarışmıyor ama onu başka bir ses olarak yaşatıyor. Edebiyat ödüllerine bakarken bunu unutmamak gerek.

Siz hangi yazarı Nobel ödülü almasa da hak ettiğini düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşırsanız, okuma listeme eklerim.

Kapak fotoğrafı: Jorge Láscar from Melbourne, Australia / Wikimedia Commons (CC BY 2.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…