Gardırobumu Sadeleştirdim: Az Kıyafetle Yaşamak Üzerine Notlar

Dolabımdaki kıyafetlerin yaklaşık yarısını elden çıkardım ve hayatım kolaylaştı. Sürecin nasıl işlediğini, nelerde zorlandığımı ve bir kural listesini paylaşıyorum.

Sabah dolabın önünde yarım saat duran ama giyecek bir şey bulamayan biri olarak, bir gün bu döngüyü kırmak istedim. Dolabım ağzına kadar doluydu, yine de her sabah aynı üç dört parçayı giyiyordum. Bu çelişkiyi çözmeye karar verdim.

Nereden başladım?

Önce bütün kıyafetleri yatağın üstüne yığdım. Bu, korkutucu bir manzaraydı; sanırım sahip olduklarımın boyutunu ilk kez gördüm. Sonra her parçayı elime alıp basit bir soru sordum: “Son altı ayda giydim mi?” Cevap hayırsa, bir kenara ayırdım.

Bazı parçalar duygusal değer taşıyordu. Onlar için ayrı bir kutu hazırladım ve kendime üç ay süre verdim. Üç ay sonra kutuya baktığımda çoğunu bırakmaya hazırdım. Bazen sadece zaman gerekiyor.

Elimdekiler ne oldu?

Ayırdığım kıyafetleri üç gruba böldüm: bağışlanacaklar, yeniden satılacaklar ve geri dönüşüme gidecekler. Sağlam ve temiz olanları yerel bir yardım derneğine bıraktım. Markası iyi olanları ikinci el uygulamalarında sattım; küçük de olsa bir gelir sağladı. Yıpranmış olanları ise tekstil geri dönüşüm kutularına attım.

Kıyafetleri çöpe atmamak benim için önemliydi. Moda endüstrisinin çevresel etkileri hakkında çok şey okudum ama burada rakam vermeyeceğim, çünkü kaynakları ayrıca doğrulamam gerekir. Sadece şunu söyleyebilirim: bir parçayı kullanmaya devam etmek, genellikle yeni bir parça üretmekten daha ekolojik.

  • Altı ay kuralını kullanın.
  • Duygusal parçalar için ayrı bir kutu yapın ve zamanı bekleyin.
  • Kıyafetleri atmak yerine bağışlayın ya da yeniden satın.

Yeni kurallarım

Sadeleşmeden sonra alışveriş alışkanlığımı da değiştirdim. Artık bir şey almadan önce üç soru soruyorum: Bununla en az üç kombin yapabilir miyim? Bakımı kolay mı? Gerçekten ihtiyacım var mı yoksa indirimde mi olduğu için mi alıyorum? Bu sorular, birçok gereksiz alışverişi engelledi.

Renk paleti de işime yaradı. Lacivert, gri, beyaz ve toprak tonları. Hepsi birbiriyle uyumlu olduğu için sabahları düşünmem gerekmiyor. Bu, küçük ama günlük hayatta büyük bir rahatlık.

Sonuç

Dolabımda şimdi çok daha az şey var ve her sabah daha hızlı hazırlanıyorum. Daha önemlisi, sahip olduklarımı seviyorum. Minimalizm benim için bir yarış ya da mükemmel görünüm değil; sadece günlük hayatı hafifletmenin bir yolu.

Zorlandığım yerler

Sadeleşmenin en zor kısmı, “belki bir gün lazım olur” düşüncesiydi. Yıllardır giymediğim bir ceketi tutuyordum, çünkü bir gün özel bir etkinlik olabilirdi. Sonunda ceketi bağışlama kararı aldım ve etkinlik gelmedi. Bu kararın beni özgürleştirdiğini hissettim.

Bir de aile içinden gelen hediyeler vardı. Birinin hediye ettiği ama kendime yakıştırmadığım parçalardı. Bu konuda kendime nazik davrandım: hediyenin değeri, kıyafeti giymekte değil, hediyeyi alırken yaşanan sevgide. Kıyafetin başka birine faydalı olması bence aynı zamanda güzel bir devamı.

Minimalizm üzerine bir uyarı

Minimalizm bazen bir tüketim biçimine dönüşebiliyor: “doğru” kıyafetleri almak için yeniden alışveriş yapmak. Ben bundan kaçınmak için sadeleşme sürecinde yeni bir şey almamaya çalıştım. Eksik gördüğüm parçaları bir liste hâline getirip üç ay bekledim. Çoğu ihtiyaç zamanla kendiliğinden kayboldu.

Herkesin ihtiyacı farklıdır. Çok kıyafetle mutlu olan da var, az kıyafetle olan da. Önemli olan, sahip olduklarınızın size hizmet etmesi, sizin onlara hizmet etmemeniz.

Kapak fotoğrafı: Almanta / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…