Efes, Türkiye’de kendi şehrinin tarihine en yakın hissettiren antik kentlerden biri. Selçuk’ta bulunuyor ve İzmir’den yaklaşık bir saatlik bir mesafede. Bu sonbahar ikinci kez gittim ve ilkinde yaptığım hataları bu kez tekrarlamadım. Aşağıda, kendi deneyimimden çıkardığım notları paylaşıyorum.
Ne zaman gitmeli?
Yaz ortasında Efes’in güneşten kaçacak hiçbir köşesi yok. Taş yollar ısıyı geri veriyor ve yürümek yorucu hâle geliyor. Bu yüzden ilkbahar ya da sonbahar daha iyi. Açılış saatinde girmek ise başlı başına bir tavsiye: ilk bir saatte kenti neredeyse size ait olarak gezebiliyorsunuz.
Giriş saatleri ve ücretler zaman zaman değişiyor. Gitmeden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güncel müze bilgilerine bakmanızı öneririm. Müzekart varsa girişte işe yarayabiliyor.
Rota önerisi
Kentin iki girişi var. Ben üst kapıdan girip yokuş aşağı inmeyi tercih ediyorum. Böylece yürüyüşün büyük kısmı iniş oluyor ve Kuretler Caddesi’nin sonunda Celsus Kütüphanesi’ne varıyorsunuz. Kütüphane, kentin en çok bilinen yapısı; cephesine tam karşıdan bakınca bütün ihtişamı anlaşılıyor.
Büyük Tiyatro da zaman ayırmaya değer. Sahneden seyirci basamaklarına bakmak, buranın kaç kişilik bir toplanma yeri olduğunu hissettiriyor. Mermer Cadde boyunca yürürken taş döşemedeki izlere dikkat edin; antik dönemden kalma tekerlek izleri fark edilebilir.
- Üst kapıdan girip aşağı inin.
- Gölge az, bu yüzden şapka ve güneş koruyucu şart.
- Mermer yollar kayganlaşabilir; düz ve tutuşlu ayakkabı seçin.
- Kentin içinde su satan yerler sınırlı; kendi suyunuzu getirin.
Efes’ten sonra
Efes’e giden birçok kişi doğrudan şehre dönüyor ama Selçuk’ta durmak da güzel. Küçük çarşısı, yöresel yiyecekleri ve Efes Müzesi bir yarım gün için fazlasıyla yeter. Müzede kentten çıkan eserleri görmek, az önce yürüdüğünüz yerleri daha anlamlı kılıyor.
Bir de şunu eklemek isterim: Her şeyi gezmek zorunda değilsiniz. Gittiğimde bir noktada durup sadece bir sütun dizisine bakarak on dakika geçirdim. Bu, belki de gezinin en iyi kısmıydı. Tarihî yerlerde acele, tarihin kendisine yapılabilecek en ters hareket sanki.
Gezide düşündüklerim
Efes’te yürürken en çok şunu düşündüm: burası bir zamanlar canlı bir liman kentiydi, bugün ise denizden kilometrelerce uzakta. Kıyı çizgisinin zamanla değiştiği, kentin de bu yüzden zamanla terk edildiği bilgisi, antik dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bunu bir rehber metninden değil, taşlar arasında yürüyerek hissetmek başka bir şey.
Gezinin bütçesi için bir not: giriş ücretinin dışında ulaşım ve yeme-içme masrafı çıkıyor. Selçuk’tan antik kente dolmuşla ya da kısa bir taksi yolculuğuyla gidilebiliyor. Güncel ücretleri yerinde sormak en doğrusu. Yanınıza küçük bir not defteri almanızı tekrar öneririm; ben bu gezinin en çok anlamlı kısmını orada yazdıklarımdan hatırlıyorum.
Çocuklarla ya da yaşlı aile üyeleriyle gideceklerse, yürüyüşün uzun olduğunu ve gölgenin az olduğunu unutmamak gerek. Ben yanımda annemi götürdüğümde sık sık mola verdik ve bu, gezinin temposunu da güzelleştirdi. Acele eden biri için Efes bir geçit; yavaşlayan biri için bir yolculuk.
Yanınıza almanız gerekenler
Bir şapka, güneş kremi, yeterince su ve rahat bir ayakkabı en temel dörtlü. Kamera ya da telefon için ek şarj aleti de iyi olur, çünkü fotoğraf çekmekten pil çabuk tükenebiliyor. Kent içinde tuvalet ve dinlenme alanları sınırlı olduğundan, girişte bu ihtiyaçları halletmek akıllıca.
Eğer gitmeyi düşünüyorsanız yanınıza küçük bir not defteri alın. Ben yazmıştım ve gezi sonrasında bu notlar bana çok daha güçlü bir hatıra bıraktı.
Kapak fotoğrafı: Roy Egloff / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)











